Gayrimenkul sektörünün pazarlama dili uzun yıllar benzer bir formül üzerinden ilerledi:
Metrekare.Lokasyon.Daire tipi.Sosyal donatı.Teslim tarihi.
Bunların tamamı önemli.
Fakat neredeyse bütün projeler aynı başlıkları kullandığında, bilgi tek başına markayı ayrıştırmaya yetmiyor.
İki farklı projenin de havuzu olabilir.
İki proje de merkezi bir lokasyonda bulunabilir.
İki projenin de 4+1 dairesi olabilir.
Peki kullanıcı neden birini diğerinden daha değerli algılar?
Burada pazarlamanın konusu mimariden algılanan yaşam standardına geçer.
Projeyi değil, projenin insan hayatındaki karşılığını anlatmak
Bir konut projesinde geniş balkon bulunması teknik bir bilgidir.
Fakat o balkonun kullanıcı için anlamı başka olabilir.
Sabah kahvesini içerken dışarıyla kurduğu ilişki.Akşam eve geldiğinde şehirden birkaç metre uzaklaşabilmesi.Hafta sonunda evden çıkmadan kendisine alan açabilmesi.
İyi gayrimenkul iletişimi teknik özelliği saklamaz.
Aksine o özelliğin insan hayatındaki karşılığını görünür hale getirir.
Bu yüzden kullanıcıya sürekli “lüks”, “prestijli”, “eşsiz” veya “ayrıcalıklı” olduğunu söylemek yerine, bu kelimeleri kullanmaya gerek bırakmayacak bir dünya oluşturmak daha değerlidir.
Render göstermek ile marka inşa etmek aynı şey değil
Gayrimenkul markalarının sosyal medya hesaplarında en sık görülen problemlerden biri, renderların arka arkaya yayınlanmasıdır.
Bir süre sonra proje anlatılır fakat marka oluşmaz.
Marka oluşturmak için mimarinin yanında hayatı da göstermek gerekir.
Bir balkon.Bir koridor.Bir sabah rutini.Otoparka bırakılan bir otomobil.Eve gelen misafir.Sessiz bir çalışma odası.
Projeyi satın alacak kişinin kendisini sahnenin içerisinde görebildiği anlar.
Bu içerikler yalnızca estetik bir tercih değildir.
Potansiyel müşterinin soyut bir projeyi zihninde gerçek bir yaşama dönüştürmesine yardımcı olur.
Prodüksiyonun rolü burada başlıyor
Gayrimenkul prodüksiyonunda yalnızca binayı çekmek çoğu zaman yeterli değildir.
Drone görüntüsü lokasyonu gösterir.İç mekân görüntüsü malzemeyi gösterir.Mimari görüntü ölçeği gösterir.
Fakat film bütün bunların neden önemli olduğunu anlatmalıdır.
Bu nedenle prodüksiyon öncesinde kamera planından önce iletişim fikrinin belirlenmesi gerekir.
İzleyici film bittikten sonra projeyle ilgili hangi duyguyu hatırlayacak?
Lokasyonu mu?Mimarinin ölçeğini mi?Sessizliğini mi?Aile yaşamını mı?Şehirle ilişkisini mi?
İyi prodüksiyon bu sorunun cevabını görüntülere dönüştürür.
Dijital deneyim satış sürecinin bir parçası
Gayrimenkulde web sitesi de artık yalnızca projenin görsellerinin bulunduğu bir dijital katalog olmamalı.
Kullanıcı;
daire tiplerini inceleyebilmeli, ihtiyaçlarına göre filtreleme yapabilmeli, projenin konumunu anlayabilmeli, yaşam alanlarını keşfedebilmeli ve ilgilendiği bağımsız bölüme mümkün olduğunca hızlı ulaşabilmeli.
Buradan gelen talep CRM sistemine aktarıldığında ise pazarlama ile satış arasındaki mesafe azalır.
Hangi projeye baktığı, hangi daire tipiyle ilgilendiği ve hangi kampanyadan geldiği bilinen bir kullanıcıyla satış ekibinin kurduğu iletişim doğal olarak daha güçlü hale gelir.
Gayrimenkul iletişiminin yeni konusu: yaşamın koreografisi
Biz Spektif'te gayrimenkul markalarını yalnızca yapı olarak ele almıyoruz.
Mimari, marka stratejisi, prodüksiyon, sosyal medya, reklam, web deneyimi ve CRM yapısını aynı müşteri yolculuğunun parçaları olarak tasarlıyoruz.
Çünkü gayrimenkulde insanların satın aldığı şey yalnızca bir yapı değildir.
Sabah nasıl uyanacakları.Eve nasıl dönecekleri.Çocuklarının nerede büyüyeceği.Misafirlerini nerede ağırlayacakları.Şehirle aralarındaki mesafe.Ve yıllar boyunca tekrar edecek binlerce küçük an.
Pazarlamanın görevi de tam olarak burada başlar.